Kısa Kısa

Kanaat edin!

By  | 

Kanaat, elinde bulunanla yetinme, dünya nimetlerinden kısmetine razı olma. İsraf, ihtiras tama’ ve israftan kaçınma, Allah’ın kendisine dünya nimeti olarak verdiği paya rıza göstermek demektir. Yeryüzünde bütün ızdıraplar, aza kanaat etmemekten doğar.

Kanaat yüzünden hiç kimse ölmemiştir. Hırs besleyerek de hiç kimse padişah olmamıştır. Zengin kişi, elindekini yeterli görendir.

Hz. Peygamber hayatını kanaat prensibine uygun olarak düzenlemiştir (Ahmed b. Hanbel, VI, 19). Kanaat az çalışmak, tembellik etmek anlamında değerlendirilmemiştir.

Kanaat, Allah Teâlâ’nın insana takdir ettiğine razı olmaktır. Sa’d b. Ebi Vakkâs oğluna şöyle nasihat etmiştir: “Oğlum! Zenginlik istediğin zaman, onunla beraber kanaat de iste. Çünkü, kanaati olmayanı servet zengin etmez.” Bu nasihatten de anlaşılabileceği gibi kanaat ruhî ve ahlâki bir vasıftır. Kanaat bazen kişinin yaptığı amellerde orta yolu takip etmek anlamında da olabilir.

Nitekim, Abdullah b. Amr b. el- As, Hz. Peygamber’in yanına gelmiş namaz ve oruç hakkında tavsiye istemiştir. Hz. Peygamber’in az şeyler tavsiyesine rağmen, daha fazla yapmaya gücü yeteceğini söyleyen Abdullah b. Amr, zayıflayıp ihtiyarlayınca hayıflanıp şöyle demiştir: “Keşke Hz. Peygamber (sas)’in bana emrettiği şekilde ibadet etmeye kanaat ederek razı olsaydım.” (Ahmed b. Hanbel, II, 200)

Kaanaatin bitmez tükenmez bir hazine olduğunu, belirten Hz. Peygamber hep şöyle dua ederdi: “Ya Rab verdiğin rızıkla beni kanaatkâr kıl ve rızkı benim için mübarek eyle.” (Keşfu’l-Hafâ, II, 151)

Hz. Peygamber kanaatı ve kanaatin neticesini şu veciz ifadeleriyle özetlemiştir: “Kanaatkâr ol ki, insanların Allah’a en çok şükredeni olasın.” (İbn Mâce, Zühd, 24)

Advertisement







Yorum Yapabilirsiniz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir